12 EYLÜL VE 12 EYLÜL'DE TUTUKLANAN BİR ÇOCUK

 11 Eylül 2019 Çarşamba (2 ay önce)
 313
Mehmet Ali ÇAKIR
Mehmet Ali ÇAKIR

12 EYLÜL VE 12 EYLÜL'DE TUTUKLANAN BİR ÇOCUK

 

Ülkemiz, 1980 öncecinde çok sıkıntılı ve çalkantılı dönemler yaşamış, altmışlı yıllarda Avrupa’da başlayan sosyalist, komünist akımlar, Türkiye’yi de etkilemişti.

Bizde, doğru düzgün bir sanayileşme ve buna bağlı kapitalist topluluğu yoktu. Bunlar olmadığı için de Marksist Öğretinin ifade ettiği anlamda sınıflar ve sınıf çatışması da yoktu. İşçileri sömüren patronlar ve prolaterya sınıfı da var sayılmazdı.  Bu durumda hareket tarzı, öğrencileri örgütlemek ve öğrenci hareketleri üzerinden Türkiye’de var olan sistemi değiştirerek sosyalist, komünist bir rejim kurmak şeklinde benimsenmişti. Buradan hareketle üniversite öğrencileri arasında sol akımlar gelişti ve güçlendi. Sayıları artan sol gruplar kendi içlerinde fraksiyonlara ayrıldılar; kimileri devrimi şehirden kırsala, kimileri kırsaldan şehirlere yaymanın uygun olduğunu düşünürken, kendilerine de komünizmin uygulandığı ülkeleri örnek almaya başladılar. Aralarında Çinciler, Sovyetçiler, Arnavutçular, Yugoslavyacılar  olarak bölündüler ama ortak hedefleri Türkiye’deki anayasal düzeni değiştirmekti.  Bu maksatla, Filistin’e gidip oradaki kamplarda gerilla eğitimi aldılar, Türkiye’de tedhiş faaliyetlerinde bulundular. Adam kaçırdılar, banka soydular.

 Sol akımlar, sadece yukarıdaki eylemlerle kalmadılar, üniversitelerde hakimiyet kurmak için kendileri gibi düşünmeyen öğrencileri okullara almamaya başladılar. Öyle oldu ki okumaktan başka derdi olmayan; vatana, millete, bayrağa bağlı gençleri; okulların pencerelerinden aşağı atarak, akciğerlerini pompa ile şişirip patlatarak katlettiler.

  Gelişen komünizan hareketler karşısında da Ülkücü Gençlik Derneği, Akıncı Gençlik Derneği, Yeniden Millî Mücadele Derneği gibi çeşitli gençlik teşkilatları kuruldu.  Bunların içinde sol gruplarla tek ve aktif mücadeleyi Ülkücüler yürütürken diğerleri pasif kalmayı tercih ettiler.

  12 Mart 1971 muhtırası ile nispeten gerileyen olaylar ilerleyen zamanda yeniden alevlendi ve özellikle 1975 yılından sonra daha da arttı. Sıkıyönetim uygulamalarına rağmen olaylar durulmuyor,  maalesef ülkenin gençleri hayatlarını kaybediyorlardı. İş o noktaya geldi ki günlük can kayıpları yirmili rakamlara ulaşmaya başladı.

Sonra bir anda 12 Eylül 1980 askerî darbesi oldu ve olaylar bıçak gibi kesildi. Her gün çıkan çatışmalardan, huzursuzluktan, can kaybından usanmış olan halkımız, bu darbeyi olumlu karşıladı. Ancak daha sonra yapılan açıklamalar ve mahkeme uygulamaları işin hiç de öyle olmadığını gösterdi. Darbeciler, darbenin olgunlaşmasını beklemişler, yapabilecekleri şeyleri yapmamışlardı. Yapılan tutuklamalar ve yargılamalarda hukuka uygunluk yoktu. Düzmece davalar açılmıştı. Hapishanelerde, tutuklulara ve mahkûmlara en olmadık işkenceler yapılıyordu.

 Darbe mahkemelerinde ve işkencehanelerinde en fazla mağdur olanlar, vatan, millet, bayrak, diyen, ülkücülerdi. Uğruna mücadele verdikleri değerleri savunmaktan dolayı suçlu ilân edilmişlerdi. Artık yataklarına kırgın ırmaklar gibiydiler. Adalet terazisi, bir sarraf terazisi hassaslığında değil, oduncu kantarımisali çalışıyordu. Vatan, millet, bayrak düşmanlarıyla bunlara karşı mücadele edenleri aynı terazide tartıyor, ülkeye orak çekiçli, kızıl yıldızlı bayrak asan ve asmaya çalışanlarla, Ay Yıldızlı Al Bayrağı savunanlar aynı kefeye konuluyor; idamlar, bir soldan bir sağdan mantığıyla çalışıyordu. İşte bu şartlar içinde, on dört  yaşındaki bir çocuk da Ülkücü Kuruluşlar davasında tutuklanıp, yargılanarak cezaevine konuldu. Henüz orta okulda bir çocuk nasıl olur da ülkede kaos ve kargaşaya sebep olabilirdi ama darbeci mantığına göre oluyordu. İşte bu çocuk, Aydoğan Pehlivan’dı. (*)

  Ülkeyi huzura kavuşturacağım, diyenler, nice masumun canına kıydılar, ana babaları ciğerlerinden yaktılar, eş ve çocuklarını perişan ettiler.

  Aradan geçen yıllar içinde darbecilerin itibarları git gide azaldı, ölenlerin cenazelerine katılanların sayısı bir elin parmaklarını bile geçmedi ama onların zulmüne uğrayanlar, hatıralarımızda ve hafızamızda yaşıyorlar ve yaşamaya devam edecekler.

  Pehlivanların, Pehlivanoğullarının, Adalıların,Arıkanların, Orkanların, Bektemurların, Esendağların, Duracıkların, İmamoğullarının, Önkuzuların, Karatepelerin, Altınokların, ruhları şad olsun.

(*) Ankara Sıkı Yönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı Evrak No : 1980/7040

İdianame ( MHP ve Ülkücü Kuruluşlar.Sh.752)

 

 

Yorumlar