ŞEHİRLERİN HAFIZASI İNSANLARIN HATIRASI

 21 Mayıs 2019 Salı (3 hafta önce)
 317
Mehmet Ali ÇAKIR
Mehmet Ali ÇAKIR

ŞEHİRLERİN HAFIZASI İNSANLARIN HATIRASI

Şehirler, her ne kadar cansız varlıklar gibi dursalar da onların da bir hayatı ve hafızası vardır. Şehirlerin hayatını ve hafızasını, o şehri kuranlar, o şehri kuşatanlar, o şehri fethedenler, o şehirde yaşayan insanlar verirler.
Şehirlerde yaşayan insanların da, yaşadıkları şehirle ilgili hatıraları vardır. Zeki Müren’in bir şarkısında: “Şurası göz göze geldiğimiz yer / Şurası söyleşip güldüğümüz yer / Şurası başbaşa kaldığımız yer / Buralara sık sık gelişim ondan.” diyor. Bir başka aşk şarkısında da: “ Gölgesinde mevsimler boyu oturduğumuz / Hep el ele vererek hayaller kurduğumuz / Kimi üzgün, kimi gün neşeyle dolduğumuz / O ağacın altını şimdi anıyor musun? / O güzel günler için bilmem yanıyor musun?” diyor.
Modernleşme ve batılılaşma çabalarımızdan şehirlerimiz de nasibini aldı. Kendi kültür ve inanç değerlerimize uygun ürettiğimiz evlerimiz, bahçelerimiz ve sokaklarımızı yok ettik. İnsan ölçekli yapılarımız kayboldu. Göz göze geldiğimiz yerler de, gölgesinde oturduğumuz ağaçlar da kalmadı. Artık evimizden dışarı adım attığımızda ayağımız önce toprağa basmıyor, bizi hanımelinin kokusu, dalını sarkıtmış erik ağacı, güler yüzlü menekşeler karşılamıyor. Bunlarla görüşebilmek için evimizin uzağındaki parklara gitmek zorundayız. Dört gözle belediyenin yol ortalarını çiçeklendirmesini bekliyor, hevesimizi saksılarda alıyoruz. Eşimizin dostumuzun hobi bahçeleri teneffüs alanlarımız oluyor. Çocuklarımızın da özgürce koşup oynayacağı sokaklar, susadığında pencereden bağırıp su isteyeceği komşu teyzeler, dalından düşecekleri meyve ağaçları, meyve yolacakları komşu bahçeleri kalmadı.
Bütün bunların yanında her birinin bir anlamı ve hatırası olan sokak, cadde isimleri de kayboldu. Artık birçok yeri numarayla isimlendiriyoruz. Ruhsuz ve anlamsız isimler; sekizinci cadde, üç yüz ellinci sokak gibi. Nerede o Sırasöğüt, Sucu Dursun Dede, Dedik Camii, Çubukçu Çıkmazı vb. sokakları?
Bir de, geçmişte de var olmakla beraber şimdilerde daha fazla yaygınlaşan, cadde, sokak, mekân isimlerinin değiştirilmesi derdimiz var. Bir arkadaşımla konuşuyorduk, mezun olduğum okul yok, dedi. Okulunun adı değişmiş. Kimimizin de oynadığı sokaklar yok, adları değiştirildi. Bizden sonraki nesillerle konuşurken aynı mekânları konuştuğumuz halde anlaşamayacağız çünkü isimleri farklı olacak.
Bir mahalleye, okula, caddeye, sokağa, o yerlere hizmeti geçmiş, emek vermiş, hatırı olan insanların ismini vermekte bir mahzur yok ama şehrin hafızasına yerleşmiş isimleri değiştirmek anlamsız. Yozgat’ta, Çamlık’ın adını değiştirdiğinizde Çamlık Altı sokak anlamsız kalır. Şeyh Ahmet Efendi Mahallesi dediğinizde bu şehrin yerlilerinin çoğu neresinin kastedildiğini kolayca anlar. Şehre mal olmuş coğrafî alanların ismini değiştirdiğimizde onlara ithafen verilmiş mahalle isimlerini de değiştirecek miyiz? Değiştirirsek ne gibi bir garabet ortaya çıkacak, tepenin adını değiştirdiğimizde mahallelerin isim hafızası kalacak mı? Bu çıkmazdan nasıl kurtulacağız?
Sanırım bu yazıyı neresi için ve ne sebeple yazdığımı anlamışsınızdır ama ben yine de söyleyeyim; tatlı kurabiye, elma şekeri satan Kel Hasan Amca’nın, kış günü tatlı tepsisiyle kaydığı Nohutlu Tepesi’nde bahsediyorum, adının yeniden değiştirilmesi gündemde olan Nohutlu Tepesi’nden.
Lütfen, bu şehrin hafızasıyla da, insanların hatırasıyla da oynamayın!

Yorumlar